Teknoloji ve Kaybolan İnsan İlişkileri…
Yalan, dolan, ruhum talan…
Paranoyak amatör bir hafiyeyim artık. Akşam çıkalım mı diye sorduğum arkadaşım yok evde dinleneceğim diye cevap verir. Pattt birkaç gün sonra Facebook’ta o gecenin bir fotoğrafı “tag” leniverir. Sonuç bir arkadaşlığın sonunun başlangıcı… Sevgilin sevgililer gününde çalışır bu doğru. Ama ben de senle geleyim dediğinde, canım ne gerek var kalabalık olur şimdi mekân otur sen evde dediğinde hemen o geceyi attending yapanlara bakarsın ve içine bir şüphe düşer gecenin bir vakti mekanın kapısında bitersin. Sonra sevgilin kolunun altında başka bir hatunla çıkar kapıdan. O anda başka türlü bitersin.
Sonra işle ilgili vaatler verir bir arkadaşın, şunu yapacağız hallettim, bunu böyle görüştüm mükemmel her şey der. Tesadüf bu ya! Başka bir arkadaşının evinde içkisini yudumlarken, arkadaşını “cep” ten biri arar. Diğer arkadaşın görüştüm, işi bitirdim dediği insanın hiçbir şeyden haberi olmadığını duyuverirsin. Tek taraflı verimliliği olan bir iş birlikteliğine de orada nokta koyarsın.
Yalancının mumu artık yatsıya kadar değil, bir commente, bir tweete, cebe gelen bir mesaja ya da tag lenen bir fotoğrafa kadar yanıyor. Peki, biz eskiden de bu kadar yalancı mıydık? Yoksa birbirine inanmanın ve yalanların gizlenebildiği dönemlerin mutluluğuna sığınmış zavallılar mıydık?
Teknolojinin insanlığın emrine gerekli, gereksiz yüzlerce icat ürettiği günümüzde “güven” duyduğumuz tek şey yine teknoloji. Cep telefonumuz, bilgisayarımız ve belki de televizyonumuz. Her dediğimizi yapan, bize yalan söylemeyen, hatta hata yaptığımızda dürüstçe uyaran ve biraz kızdırdığımızda error veren yine bu alet, edevat. Peki insanlar nerede? Güvenebildiğimiz, inanabildiğimiz insanlar. Hani o “sözünün eri” dediklerimiz… Sevdiklerimiz. Şimdiki gibi kolayca vazgeçemeyip, duygusuzlaşmamıza sebep olmayan gözleri insan gibi bakanlar. Hissedebilenler.
Bu noktada da imdada teknoloji yetişiyor. Bizim için kurulan sanal ortamlarda kendi istediğimiz gibi arkadaşlar, sevgililer şekillendirebiliyor, sevdiğimiz mesleği seçip, dünyanın istediğimiz yerinde yaşayabiliyoruz.
Teknoloji üzerimize giydiğimiz sahte kumaştan giysileri çıkarıp attı. Çıplaklar kampı gibi dünya. Hepimiz anadan üryan tüm yalanlarımıza ve bunun yarattığı paranoyaya mahkum edildik.
Koğuşlarımız, hücrelerimiz MB, GB, TB olarak suçumuzun duruma göre değişen büyüklüklerde. Ruhumuzu ele veren ispiyonları ise sanal dünyaya yazdıklarımızla bizler yapıyoruz..
Herkese iyi uykular…
DNA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder