Kırdım bazı kapıları ne açılsın, ne kapansın diye arkamdan.
Hani bir gün lazım olur diye, çıktığın yerin kapısını ne kadar sert kapattığına dikkat et derler ya.
Niye?
Bir ikiyüzlülüğü yaşamak için mi?
Nasihatler doğası gereği bizi uyuşturur ve sakin kalmamıza sebep olur bazen. Atasözünü, deyimi, öğüdü söyleyenin karakterini, hayata bakışını biliyor muyuz da, sorgusuzca ardından gidiyoruz. Çıkarcının teki söylemiş, aklı evveller dinlemiş diye benim boynum herkese karşı kıldan ince mi olacak şimdi. Gerektiği yerde, istediğim yerde kapıyı vurup çıkamayacak mıyım?
Ardımda kapı mapı bırakmadım velhasıl kelam. Toptan hallettim işi. Kapı yok, sorun yok.
“O kapının ardında ben ne bıraktım sen biliyor musun?” diye sorabileceğim biri de yok karşımda. Kim bilir hangi yüzyılda söylenmiş bir sözün bu gün hayatıma bu kadar sinsice sirayet etmesi hiç hoş değil.
O kapının ardında, sevip sevilmemek, aldatılmak, kandırılmak, yalnızlık, hakaret, küfür, ihanet, şiddet var belki!
O kapının arkasında kullanılmak, atılmak, ezilmek, ezdirilmek, yozlaşma, utanç var belki!
O kapının arkasında koskoca bir hiç var belki!
Oturup muhasebesini yapmadan kırabilirsem kapıyı ne mutlu bana, hesapsız bir insanım. Yüzümü rüzgâra dönüp, arkamdaki yalancı sükûnetten kaçabildimse aferin. Ne güzel bir delilik olur.
Vaveyla ile çırpınıp, birbirine ezerek yaşayan topluluğa yüzünüz dönük, geri geri yürüyerek uzaklaşın. Gemisini yürüten kaptanların yolcuları nasıl birer birer aşağı attıkları göreceksiniz. İşinin ehli kara kara düşünürken, işini bilenin nasıl gevrek gevrek güldüğüne şahit olacaksınız. Kimin eli kimin cebinde deyiminin boyutunun nerelere uzandığı gerçeği çıkınca karşınıza Matrix’i çözmüş Neo gibi azıcık dengeyi bozacaksınız.
İşte hastayken yalnız yatağınızda hayat insana bu hediyeleri veriyor. Bir ilaç şişesini açmaya gücünüz yetmeyip, şişeyi yere atıp kırdığınızda kapılar da kırılıveriyor. Ve kapılar yoksa size her yer açık...
“Bir musibet bin nasihatten iyidir” mi demişti birisi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder