2 Ocak 2014 Perşembe

Bir terapi yöntemi olarak yemek programı izlemek…

Bir terapi yöntemi olarak yemek programı izlemek…

Sosyal arkadaşlık sosyal içicilik gibi… Dışarı çıkmayınca yaşanmıyor ve ortam arkadaşlarınla yakin teması kaybedip ortama akmama başlıyorsan ortada herhangi bir iletişim ve ilişki türü de kalmıyor...

Bunda anormal bir durum yok. İş ve okul arkadaşlığında da böyle… Hayatin her alanı o kadar yoğun yaşanıyor ki farkında olmadan çok dar bir alanda zaman tüketmeye başlıyoruz. Kendimizi önemli hissetmek, varlığımızı dünyaya ilan etmek açısından da bu küçük alanlar tüm ihtiyaçlarımızı fazlasıyla karşılıyor. Böbürleniyor, birbirimizi ovuyor, birlikte eğleniyor ve sonunda gidip uyuyoruz... İmdada yetişen sosyal medya olmasa hepimiz yıkama, yağlama makinesine döneceğiz. Şimdi hepimiz laykçıyız, favoriciyiz…

Sosyal yaşamın dışarıda olan kısmından el etek çekince yakın, uzak tanıdığımız insanların büyük bir yüzdesi yaşam dairemizin dışında kalıyor ve başka kümelere katılıyor. Bizler de evciller kümesinin elemanı oluveriyoruz. İşin garibi bunu doğal kabul etmenin yanında, bir süre sonra “üstümden yorgunluğumu atmış gibiyim” deyip içe dönüyorsun. Benim de zihinsel faaliyetler açısından bu sükûnete, kendime zaman ayırmaya, kendim hakkında düşünmeye ihtiyacım varmış. Ve elbette ki bu kopuşlar arasında bir kaç kişi ile de sağlam ve kopmaz bağlarla bağlandığını fark ediyor, fazlasıyla doyurucu olan bu dostluklara da bir kelebeğin kanadına dokunur gibi dokunuyor, sakınıyorsun...

Ne demiş büyük reis Kafka...

“Dışarıya kapanmak esasen içeri açılmaktır. Huzur mu istiyorsun? Az insan, az eşya...”

Farkındayım, özlü söz paylaştım. Kimseden daha iyi, daha kotu ya da sıradışı değilim. Sadece, ben benim iste...

Evde geçirdiğim zamanın artmasıyla birlikte yeni alışkanlıklar da edindim tabii. Televizyonla ilişkimi çok uzun zaman önce minimuma indirmiştim. Futbol, müzik, belgeselden ibaret ekranıma yaklaşık bir yıldır yeni bir misafirim var. Home TV.

Mac ya da iyi bir belgesel yoksa ekranda mutlaka yemek tarifi oluyor. Üstelik ben sadece yiyiciyim. Ve gecen bir yılda öğrendiğim tek şey Jamie ile 30 dakikadaki sarımsaklı ekmek tarifi. Çünkü aslında izlemiyorum. Hatta dikkatle dinlemiyorum bile. Sadece orada akan görüntüler ve sakin sakin yemek tarifi anlatan insanlar var. Bir tek en sonunda, yemeklerin o güzel sekilerlini aldıkları final anına bakıyorum. İtiraf edeyim kek savaşlarındaki o rengârenk, şekilli şeylere de bayılıyorum.

Bunun bir alışkanlık halini aldığını farkettiğimde neden dedim ve sakinleştirici, huzur veren, ara ara da hipnotize eden bir etkisi olduğu sonucuna vardım. Bu son derece garip durumu da 'hah sonunda keçileri kaçırdın' diye yorumlamışken imdadıma Matthew Mcconaughey yetişti. Bildiğiniz Amerikalı, kadınların pek bir bayıldığı sârisin, kaslı adam evet. Sarah Jessica Parker'la başrolünü paylaştığı, tohumluk yaslara gelmesine rağmen anne ve babasıyla yasayan Tripp karakterini canlandırdığı Failur to Launch (Düş Yakamızdan) filmiyle kurtarıcım oldu.

Filmin bir sahnesinde Tripp televizyonun karşısında oturmaktadır ve su cümleyi sarf eder. 'Yemek programlarını izlemek beni sakinleştiriyor'... Evet! Yalnız değildim. Benim gibi başkaları da vardı. Sonra Twitter'da buna yakin bir ileti yazdı biri. Ve daha bir kaç gün önce takip ettiğim bir spor yazarı 'Nigella Lawson izlerken terapiye gitmiş gibi oluyorum' diye tweet atınca iyice rahatladım. Bizler birbirini tanımayan ama ayni şeyleri yasayan yemek programı 'sakin'leriyiz.

28.11.2013
DNA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder