Bir terapi yöntemi olarak yemek programı izlemek…
Sosyal arkadaşlık sosyal içicilik gibi… Dışarı çıkmayınca yaşanmıyor ve
ortam arkadaşlarınla yakin teması kaybedip ortama akmama başlıyorsan
ortada herhangi bir iletişim ve ilişki türü de kalmıyor...
Bunda anormal bir durum yok. İş ve okul arkadaşlığında da böyle… Hayatin
her alanı o kadar yoğun yaşanıyor ki farkında olmadan çok dar bir
alanda zaman tüketmeye başlıyoruz.
Kendimizi önemli hissetmek, varlığımızı dünyaya ilan etmek açısından da
bu küçük alanlar tüm ihtiyaçlarımızı fazlasıyla karşılıyor.
Böbürleniyor, birbirimizi ovuyor, birlikte eğleniyor ve sonunda gidip
uyuyoruz... İmdada yetişen sosyal medya olmasa hepimiz yıkama, yağlama
makinesine döneceğiz. Şimdi hepimiz laykçıyız, favoriciyiz…
Sosyal yaşamın dışarıda olan kısmından el etek çekince yakın, uzak
tanıdığımız insanların büyük bir yüzdesi yaşam dairemizin dışında
kalıyor ve başka kümelere katılıyor. Bizler de evciller kümesinin
elemanı oluveriyoruz. İşin garibi bunu doğal kabul etmenin yanında, bir
süre sonra “üstümden yorgunluğumu atmış gibiyim” deyip içe dönüyorsun.
Benim de zihinsel faaliyetler açısından bu sükûnete, kendime zaman
ayırmaya, kendim hakkında düşünmeye ihtiyacım varmış. Ve elbette ki bu
kopuşlar arasında bir kaç kişi ile de sağlam ve kopmaz bağlarla
bağlandığını fark ediyor, fazlasıyla doyurucu olan bu dostluklara da bir
kelebeğin kanadına dokunur gibi dokunuyor, sakınıyorsun...
Ne demiş büyük reis Kafka...
“Dışarıya kapanmak esasen içeri açılmaktır. Huzur mu istiyorsun? Az insan, az eşya...”
Farkındayım, özlü söz paylaştım. Kimseden daha iyi, daha kotu ya da sıradışı değilim. Sadece, ben benim iste...
Evde geçirdiğim zamanın artmasıyla birlikte yeni alışkanlıklar da
edindim tabii. Televizyonla ilişkimi çok uzun zaman önce minimuma
indirmiştim. Futbol, müzik, belgeselden ibaret ekranıma yaklaşık bir
yıldır yeni bir misafirim var. Home TV.
Mac ya da iyi bir
belgesel yoksa ekranda mutlaka yemek tarifi oluyor. Üstelik ben sadece
yiyiciyim. Ve gecen bir yılda öğrendiğim tek şey Jamie ile 30 dakikadaki
sarımsaklı ekmek tarifi. Çünkü aslında izlemiyorum. Hatta dikkatle
dinlemiyorum bile. Sadece orada akan görüntüler ve sakin sakin yemek
tarifi anlatan insanlar var. Bir tek en sonunda, yemeklerin o güzel
sekilerlini aldıkları final anına bakıyorum. İtiraf edeyim kek
savaşlarındaki o rengârenk, şekilli şeylere de bayılıyorum.
Bunun bir alışkanlık halini aldığını farkettiğimde neden dedim ve
sakinleştirici, huzur veren, ara ara da hipnotize eden bir etkisi olduğu
sonucuna vardım. Bu son derece garip durumu da 'hah sonunda keçileri
kaçırdın' diye yorumlamışken imdadıma Matthew Mcconaughey yetişti.
Bildiğiniz Amerikalı, kadınların pek bir bayıldığı sârisin, kaslı adam
evet. Sarah Jessica Parker'la başrolünü paylaştığı, tohumluk yaslara
gelmesine rağmen anne ve babasıyla yasayan Tripp karakterini
canlandırdığı Failur to Launch (Düş Yakamızdan) filmiyle kurtarıcım
oldu.
Filmin bir sahnesinde Tripp televizyonun karşısında
oturmaktadır ve su cümleyi sarf eder. 'Yemek programlarını izlemek beni
sakinleştiriyor'... Evet! Yalnız değildim. Benim gibi başkaları da
vardı. Sonra Twitter'da buna yakin bir ileti yazdı biri. Ve daha bir kaç
gün önce takip ettiğim bir spor yazarı 'Nigella Lawson izlerken
terapiye gitmiş gibi oluyorum' diye tweet atınca iyice rahatladım.
Bizler birbirini tanımayan ama ayni şeyleri yasayan yemek programı
'sakin'leriyiz.
28.11.2013
DNA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder